Gündem

Şahin Kartal: “Malatya’da Huzurlu ve Adil Bir Çalışma İklimi İnşa Edeceğiz”

Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanlığına aday olan Şahin Kartal, TanHaber’e yaptığı açıklamalarda sendikal anlayışını, deprem sonrası eğitim çalışanlarının yaşadığı sorunlara ilişkin değerlendirmelerini ve göreve gelmesi hâlinde hayata geçireceği projeleri anlattı. Kartal; liyakat, şeffaflık, güçlü saha örgütlenmesi ve öğretmenlerin mesleki itibarının yeniden güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Yazı Boyutu
Şahin Kartal: “Malatya’da Huzurlu ve Adil Bir Çalışma İklimi İnşa Edeceğiz”

Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanlığına aday olan Şahin Kartal, TanHaber’in sorularını yanıtladı. Uzun yıllardır eğitim camiasında ve sendikal mücadelenin içinde yer aldığını belirten Kartal; adaylık süreci, Battalgazi’deki teşkilat tecrübesi, mevcut yönetime yönelik sahadan gelen beklentiler, kadro yapısı, liyakat tartışmaları, deprem sonrası yaşanan mağduriyetler, genel merkez-şube ilişkisi, şeffaflık anlayışı, seçim öncesi sahadaki tablo, göreve gelmesi hâlinde ilk 100 günde atacağı adımlar ve öğretmenlik mesleğinin toplumdaki itibarına dair sorularımızı içtenlikle cevapladı. İşte Şahin Kartal ile gerçekleştirdiğimiz o röportajın tamamı:

TanHaber: Öncelikle sizi biraz tanıyalım. Eğitim camiasında ve sendikal çalışmalarda uzun yıllardır görev alıyorsunuz. Bugün sizi Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanlığına aday olmaya götüren temel neden ne oldu? Sizi bu kararı almaya iten belirleyici nokta neydi?

Şahin Kartal: Öncelikle bu nazik sorunuz için teşekkür ederim. Sizin de ifade ettiğiniz gibi eğitim camiasında ve bu camianın kalbi olan sendikal mücadelede yıllardır görev yapmaktayım.

Yıllarca bu teşkilatın her kademesinde; sahada, okullarda, üyelerimizin iyi gününde ve kötü gününde hep yanlarında oldum. Beni bugün Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube Başkanlığına aday olmaya götüren temel neden; edindiğim bu köklü tecrübeyi, Malatya’mızın ve eğitim çalışanlarımızın değişen ve büyüyen ihtiyaçlarına kalıcı çözümler üretmek adına daha güçlü bir iradeyle sahaya yansıtmaktır. Bu kararı almamdaki en belirleyici nokta ise tabanımızın, yani kıymetli üyelerimizin değişim, yenilenme ve daha güçlü bir temsil arzusu oldu.

Sahadan aldığımız bu güçlü çağrıya, eğitim çalışanlarımızın haklarını daha gür bir sesle savunma sorumluluğuna kulak tıkamamız imkânsızdı. Özellikle şehrimizin içinden geçtiği bu zorlu süreçte, biliyorsunuz, büyük depremler atlattık; eğitim camiasının toparlanması, öğretmenlerimizin ve idari personelimizin motivasyonunun artırılması için “ben de varım” demek bir liyakat ve vefa borcuydu.

Biz bu yola koltuk sevdasıyla değil; ortak aklı işletmek, sendikamızı daha demokratik, şeffaf ve üye merkezli bir yönetim anlayışıyla geleceğe taşımak için çıktık. İnşallah bu tecrübeyi, genç üyelerimizin dinamizmiyle birleştirerek Malatya’da yepyeni ve çok güçlü bir dönem başlatacağız.

TanHaber: Battalgazi’de uzun süredir teşkilatın içerisinde görev yapıyorsunuz. Bu süreçte geriye dönüp baktığınızda, “Bunu gerçekten başardık” diyebileceğiniz en somut çalışma nedir? Üye sayısı, kazanılan bir hak veya çözülen bir sorun üzerinden ölçülebilir bir başarı ortaya koyabilir misiniz?

Şahin Kartal: Battalgazi, Malatya’mızın adeta kalbi ve eğitim camiamızın en yoğun olduğu bölgelerden biri. Burada uzun yıllar ekibimizle birlikte ter dökmekten, her bir üyemizin derdiyle dertlenmekten her zaman onur duydum. Geriye dönüp baktığımda gururla söyleyebileceğim pek çok çalışma var ancak bizim için en somut ve ölçülebilir başarı, Battalgazi’de sendikamıza kazandırdığımız “güven” ve buna bağlı olarak rekor düzeyde ulaştığımız üye sayısıdır.

Samimi ve çözüm odaklı duruşumuzun karşılığını da Battalgazi’deki üye sayımızı çok ciddi oranlarda artırarak aldık. Eğitim çalışanlarımızın teveccühüyle ilçemizde yetkiyi perçinlemekle kalmadık, her bir üyemizin “arkamda sendikam var” diyebileceği bir sığınak hâline getirdik. Tabii ki başarı sadece sayılardan ibaret değildir.

En somut çalışmalarımızdan biri de özellikle eğitim çalışanlarımızın özlük hakları ve okul bazlı yaşanan idari mağduriyetlerin hukuki ve sendikal yollarla sıfıra indirilmesi olmuştur. Dönem dönem öğretmenlerimizin ve idari personelimizin karşı karşıya kaldığı mobbing, haksız soruşturmalar veya yer değiştirme süreçlerindeki adaletsizliklerin karşısında Battalgazi teşkilatı olarak çelikten bir iradeyle durduk ve neredeyse tüm bu krizleri üyelerimizin lehine sonuçlandırdık.

Daha da önemlisi, Malatya’mızın yaşadığı zorlu deprem sürecinde Battalgazi’de kurduğumuz lojistik ve psikososyal destek ağı, barınma ve görevlendirme mağduriyeti yaşayan yüzlerce eğitimcimizin sorununu yıldırım hızıyla çözmemiz, hafızalardan silinmeyecek en büyük insani ve sendikal başarımızdır. Özetle; Battalgazi’de biz sadece üye sayısını büyütmedik; adaleti, dayanışmayı ve kardeşliği büyüttük. Bugün Malatya 1 No’lu Şube yönetimine talip olurken arkamızda duran en büyük referans, Battalgazi’de inşa ettiğimiz bu sarsılmaz başarı hikayesidir.

TanHaber: Adaylığınız uzun zamandır biliniyor. Sahada öğretmenlerle ve üyelerle yaptığınız görüşmelerde mevcut yönetime ilişkin en fazla hangi eleştiriyi duyuyorsunuz? Peki sizin yönetiminiz, mevcut yapıdan farklı olarak hangi konuda yeni bir yaklaşım ortaya koyacak?

Şahin Kartal: Bizim sendikal geleneğimiz bir bayrak yarışıdır. Eğitim-Bir-Sen çatısı altında bugüne kadar görev yapmış, taş üstüne taş koymuş, bu kutlu sancağı buralara kadar getirmiş olan mevcut şube başkanımız başta olmak üzere tüm yöneticilerimize emeği geçen her bir dava arkadaşımıza teşekkür etmeyi bir vefa borcu bilirim. Onlar bir dönemi başarıyla sırtladılar, bizler ise bu bayrağı devralıp daha yukarıya taşımak için yola çıktık.

Sahada, öğretmenler odasında ve kurumlarda üyelerimizle yaptığımız görüşmelerde duyduğumuz temel beklenti aslında bir eleştiriden ziyade, zamanın ruhuna uygun bir değişim ve dinamizm talebidir. Eğitim çalışanlarımız özellikle şu konularda daha güçlü bir irade görmek istiyorlar: Dünyanın ve ülkemizin hızla değiştiği bu dönemde; sendikal reflekslerin daha hızlı olması, dijitalleşmenin sendikacılıkta daha etkin kullanılması, üyeyle olan bağın sadece sorun yaşandığında değil, her an ve kesintisiz şekilde sürdürülmesi. Sahadan aldığımız mesaj net: “Başarıları takdir ediyoruz ama artık vites büyütmeli, daha katılımcı ve daha proaktif bir sendikacılık kulvarına girmeliyiz.”

Bizim yönetimimizin ortaya koyacağı en temel fark ve yeni yaklaşım tam olarak burada başlıyor: “Katılımcı, Şeffaf ve Geleceğe Odaklı Sendikacılık.”

Biz mevcut yapının kazanımlarına sıkı sıkıya sahip çıkarken, yönetim modelimizi tamamen tabanın sesine göre şekillendireceğiz. Kuracağımız “Genişletilmiş İstişare Kurulları” ve “Dijital Üye Takip-Geri Bildirim Sistemleri” ile şube yönetimini sadece birkaç kişinin karar aldığı bir merkez olmaktan çıkaracağız. Her bir üyemizin fikrini, projesini ve eleştirisini yönetim mekanizmasına doğrudan dahil edeceğiz.

Özetle; eksikleri ve talepleri doğru analiz ederek, devralacağımız o değerli bayrağı genç üyelerimizin enerjisi, tecrübenin olgunluğu ve ortak aklın gücüyle çok daha ileriye, hak ettiği zirveye taşıyacağız. Biz ayrıştırmaya değil; birliği, beraberliği ve sendikal gücümüzü tahkim etmeye geliyoruz.

TanHaber: Seçim dönemlerinde “güçlü kadro”, “ortak akıl” ve “sahadan gelen ekip” gibi ifadeler sık kullanılıyor. Siz de güçlü bir kadrodan söz ediyorsunuz. Bu kadro kimlerden oluşuyor? Kamuoyunun bilmediği, seçim sonrasında görev vermeyi düşündüğünüz isimler var mı?

Şahin Kartal: Çok haklısınız, bu kavramlar seçim dönemlerinde sıkça telaffuz edilir ancak bizim lügatimizde “güçlü kadro” ve “ortak akıl” sadece süslü birer slogan değil, yönetimimizin temel anahtarıdır. Biz listemizi oluştururken de seçim sonrasında birlikte çalışacağımız yol arkadaşlarımızı belirlerken de tek bir kritere baktık: Liyakat, sahanın kabulü ve sendikal adanmışlık.

Bizim kadromuz; Malatya’mızın her bir ilçesinde, her okul kademesinde ve idari kurumlarında görev yapan, eğitim çalışanlarımızın sorunlarını bizzat yaşayan ve bu sorunlara çözüm üreten isimlerden oluşuyor. Ekibimizde hem teşkilatın hafızasını temsil eden deneyimli ve tecrübeli isimler var hem de sendikamıza yepyeni bir vizyon, enerji ve dinamizm katacak genç ve vizyoner arkadaşlarımız yer alıyor. Okul öncesinden liseye, halk eğitimden idari personele ve üniversite temsilcilerimize kadar eğitimin her rengini ve her kademesini bu kadroda göreceksiniz.

Kamuoyunun bilmediği veya merak ettiği isimler meselesine gelince; biz sendikayı sadece ilan edilen şube yönetim kurulu listesinden ibaret görmüyoruz. Bizim yönetim anlayışımızda, seçim bittiği an sandıklar kapanır ve asıl büyük kadro harekete geçer.

Seçim sonrasında kuracağımız “Ar-Ge ve Proje Komisyonları”, “Mevzuat ve Hukuk Kurulları”, “Genç Memur-Sen ve Kadın Komisyonları” gibi çok aktif yapılarımız olacak. Bu kurullarda, şu an sahnede görünmeyen ama kendi alanında uzman, akademik derinliği olan, dijital dünyaya hâkim ve Malatya eğitimine yön verecek çok kıymetli gizli kahramanlarımız görev alacak.

Yani bizim kadromuz sadece resmî listedeki isimlerden ibaret değil; sendikasına ve şehrine değer katmak isteyen her bir üyemiz bizim doğal yönetim kadromuzdur. Biz hiç kimseyi dışarıda bırakmadan, gizli ajandalar gütmeden, Malatya 1 No’lu Şube’yi hak ettiği o muazzam entelektüel ve sendikal güce kavuşturacak devasa bir ekiple geliyoruz.

TanHaber: Sendikacılığın temel amacı üyelerin hakkını savunmak. Ancak öğretmenlerin bugün yalnızca ekonomik ve özlük haklarıyla ilgili değil, çalışma ortamı, yönetici-öğretmen ilişkileri, tayin ve görevlendirmeler konusunda da ciddi sorunları var. Sizce Malatya’daki eğitim çalışanlarının bugün en acil çözülmesi gereken problemi nedir?

Şahin Kartal: Çok doğru ve yerinde bir tespit. Sendikacılığı sadece maaş katsayıları ve toplu sözleşme masasına sıkıştırmak, günümüz eğitim çalışanlarının dünyasını okuyamamak demektir. Bugün Malatya’mızda eğitim çalışanlarının ekonomik sıkıntılarının yanında, onlardan çok daha derin izler bırakan idari, psikolojik ve lojistik sorunları var. Bana net bir şekilde soruyorsunuz: “Malatya’da bugün en acil çözülmesi gereken problem nedir?”

Hiç tereddüt etmeden söylüyorum: En acil problem, deprem sürecinin eğitim camiası üzerinde bıraktığı tahribatın ve buna bağlı olarak ortaya çıkan barınma, ulaşım ve çalışma ortamı yetersizliklerinin hâlâ tam anlamıyla çözülememiş olmasıdır. Her gün uzak ilçelere/okullara gitmek zorunda kalan, fiziki şartları yetersiz okullarda fedakârca görev yapan yüzlerce öğretmenimiz var. Bizim en acil ödevimiz, bu arkadaşlarımızın insani ve mesleki yaşam standartlarını hızla yukarı çekmektir.

Bunun hemen ardından gelen ikinci büyük problem ise sahadaki “Adalet, Liyakat ve Şeffaflık” duygusunun zedelenmesidir. Öğretmenlerimiz ve eğitim çalışanlarımız; tayin süreçlerinde, geçici görevlendirmelerde ve yönetici atamalarında ahbap-çavuş ilişkilerinin değil, objektif kriterlerin, liyakatin ve hakkın geçerli olmasını istiyor. Bir öğretmenimiz, bir kuruma başvurduğunda arkasında bir “tanıdık” aramadan, sadece emeği ve puanıyla o göreve gelebileceğinden emin olmalıdır. İşte zedelenen bu adalet duygusunu yeniden tesis etmek bizim en büyük önceliğimizdir.

Yönetici-öğretmen ilişkilerinde ise okullarımızı birer emir-komuta merkezi olmaktan çıkarıp, barışçıl, huzurlu ve karşılıklı saygıya dayalı birer eğitim yuvası hâline getirmek zorundayız. Mobbinge, keyfî uygulamalara ve “ben yaptım oldu” zihniyetine asla ama asla müsaade etmeyeceğiz. Biz göreve geldiğimizde bu acil sorunlara karşı yaklaşımımız şu olacak: Kriz Masası ve Takip Sistemi: Deprem kaynaklı mağduriyet yaşayan her bir üyemizin (barınma, tayin, okul fiziki şartları) sorununu anlık takip eden ve bürokrasiyi zorlayan aktif bir takip mekanizması kuracağız.

Şeffaf Takip Masası: Tayin ve görevlendirmeleri yakından izleyecek, haksızlık ve kayırmacılık iddialarının karşısında adeta çelikten bir zırh gibi duracağız. Hakkı olanın hakkını almasını sağlayacağız. Özetle; Malatya’da eğitimin en acil ihtiyacı “Huzurlu ve Adil Bir Çalışma İklimi”dir. Biz sendika olarak sadece sorunları konuşan değil; masaya çözümü, hukuku ve üyemizin hakkını koyan bir iradeyle bu problemleri tek tek çözeceğiz.

TanHaber: Deprem sonrası Malatya’da eğitim çalışanlarının yaşadığı sorunlar daha da ağırlaştı. Barınma, ulaşım, tayin, görevlendirme ve çalışma koşulları konusunda sendikanızın bugüne kadar yaptığı çalışmaların sonucunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Geriye dönüp baktığınızda “Burada daha güçlü bir mücadele vermeliydik” dediğiniz bir konu var mı?

Şahin Kartal: Malatya’mız, asrın felaketini en derin ve en yıkıcı şekilde yaşayan şehirlerin başında geliyor. Bu büyük afetin ardından eğitim camiamızın yaşadığı barınma, ulaşım, tayin ve çalışma koşulları gibi sorunlar, sıradan sendikal problemler olmaktan çıkıp birer yaşam mücadelesine dönüştü. Sizin de belirttiğiniz gibi, ben de bu süreçte ilçemde teşkilatımın başındaydım ve ekibimle birlikte sahadaki acıları, eksikleri bizzat yaşayarak tecrübe ettim.

Bu anlamda bugüne kadar sendikamız bünyesinde gerek ilçe düzeyinde gerek şube genelinde verilen tüm iyi niyetli mücadeleler, uzatılan eller çok kıymetlidir ve ben de o sorumluluğun bir parçasıyım. Ancak bugün Malatya 1 No’lu Şube Başkanlığına aday bir teşkilatçı olarak dürüst bir özeleştiri yapmaktan da geri duramam. Geriye dönüp baktığımızda, evet, ilçe ölçeğinde yerel imkânlarla çözmeye çalıştığımız bazı büyük sorunlarda, şube vizyonu ve gücüyle çok daha sarsıcı, çok daha proaktif ve üst düzey bir mücadele ortaya koymalıydık.

Özellikle konteynerlerde yaşayan öğretmenlerimizin barınma standartlarının iyileştirilmesi, yıkılan veya birleştirilen okullarımızdaki ulaşım ve ikili eğitim çilesi konularında sesimizi Ankara’da, Bakanlık nezdinde çok daha gür çıkarabilirdik. Birleştirilen okullar yüzünden sabahın kör karanlığında yola çıkan ya da gece geç saatlerde evine dönmek zorunda kalan kadın öğretmenlerimizin, idari personelimizin yaşadığı bu mağduriyet karşısında, sendikal baskı mekanizmasını ilçe sınırlarının ötesine, yani en tepe bürokrasiye çok daha kararlı şekilde taşımalıydık. İlçelerimizde üyelerimizin yaşadığı tayin, görevlendirme ve çalışma ortamı sıkıntılarını yerel düzeyde göğüslemeye çalıştık ancak bu sorunların kalıcı çözümü, şube yönetiminin tüm Malatya genelinde kuracağı çelikten bir iradeye ve tek ses olmaya bağlıdır. Üyemizin sorununu sadece dinleyip raporlaştırmak yetmez; o raporların Ankara’da, Bakanlık koridorlarında gerekirse her gün kapılar aşındırılarak sonuç alıcı takibinin yapılması gerekirdi.

İşte ben tam olarak bu eksikliği içeriden gören, bizzat yaşayan ve “ilçelerde verdiğimiz bu yoğun mücadeleyi, şube yönetimiyle çok daha büyük bir güce dönüştürmeliyiz” diyen bir anlayışla bugün Şube Başkanlığına adayım. Malatya sıradan bir dönemden geçmiyor. Biz göreve geldiğimizde, tüm ilçelerimizle tek yürek olacağız.

Yarım kalan, “idare edilen” ya da bürokrasinin hantallığına kurban giden ne kadar deprem kaynaklı sorun varsa, hepsini şubemizin birinci gündem maddesi yapacağız. İlçelerinden gelen feryadı anında Ankara’ya taşıyan, üyesinin hakkı için masaya yumruğunu vurmasını bilen agresif ve sonuç odaklı bir saha sendikacılığı ortaya koyacağız. Biz “elimizden geleni yaptık” demeye değil, “Malatya’daki her bir üyemizin hakkını ve huzurunu söke söke aldık” diyene kadar mücadele etmeye geliyoruz.

TanHaber: Liyakat konusu eğitim camiasının en çok tartıştığı başlıklardan biri. Bir tarafta liyakat vurgusu yapılırken diğer tarafta bazı atama ve görevlendirmelerde kişisel ilişkilerin etkili olduğu yönünde eleştiriler geliyor. Siz bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz? Şube başkanı olduğunuzda liyakati yalnızca bir söylem olmaktan çıkarıp nasıl somut bir ilkeye dönüştüreceksiniz?

Şahin Kartal: Liyakat konusu, eğitim camiamızın sadece bugünkü değil, maalesef kronikleşmiş en hassas yaralarından biridir. Sorduğunuz soru ve sahada dile getirilen eleştiriler son derece haklı ve yerindedir. Biz kafamızı kuma gömemeyiz; eğer bir yerde ahbap-çavuş ilişkileri, kişisel yakınlıklar veya subjektif kriterler liyakatin önüne geçiyorsa, orada adalet duygusu zedelenir. Adaletin olmadığı bir eğitim sisteminde ise ne öğretmenden verim alabilirsiniz ne de geleceğe umutla bakan nesiller yetiştirebilirsiniz.

Ben her zaman şuna inandım: Sendikacılık, birilerinin kişisel ikbal kapısı veya yakınlarına imtiyaz devşirme aracı değildir. Sendika, hakkın ve adaletin koruyucusudur. Sahadan gelen bu eleştirileri çok ciddi bir uyarı olarak kabul ediyor ve şube başkanı olduğumuzda bu gidişata kesin bir çizgi çekeceğimizi taahhüt ediyoruz. Peki biz liyakati yalnızca bir söylem olmaktan çıkarıp nasıl somut bir ilkeye dönüştüreceğiz?

Objektif Kriterler ve Şeffaflık Masası: Göreve geldiğimiz ilk gün şube bünyesinde bir “Liyakat ve Şeffaflık Takip Komisyonu” kuracağız. İlçe yöneticilikleri, okul müdürlükleri, müdür yardımcılıkları veya geçici görevlendirmelerde kriterler net, açık ve şeffaf olacak. Kimin, hangi puanla, hangi liyakat esasıyla göreve getirildiğini tüm camia açıkça görecek. Gizli kapılar ardında yapılan pazarlıklara, kişisel referans dalgalarına son vereceğiz.

Hakkı Olana Hak Ettiği Görev: Bizim dönemimizde “bizim sendikadan” ya da “benim yakınım” mantığı tamamen rafa kalkacak.

Bir göreve adil, liyakatli, o işi en iyi yapacak kimse; onun arkasında çelikten bir iradeyle biz duracağız. Üyemiz bilecek ki; Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube yönetimi, liyakatli olan her bir ferdin hakkını hiç kimseye yedirmez.

Mülakat ve Görevlendirmelerde Sıkı Takip: İl ve ilçe millî eğitim müdürlükleri nezdinde yürütülen tüm atama ve mülakat süreçlerini çok sıkı denetleyeceğiz. Kul hakkının yendiği, adaletsizliğin yapıldığı her an, sendikal gücümüzü ve hukuki haklarımızı en sert şekilde kullanmaktan çekinmeyeceğiz.

Masaya oturduğumuzda bürokrasiye kişisel ricalar değil, sahanın hak ettiği liyakat listelerini koyacağız. Özetle; liyakat bizim için bir seçim vaadi değil, bir inanç meselesidir. Eğitim-Bir-Sen’in o soylu mücadelesine yakışan duruş da budur. Biz Malatya’da kişilerin adamı olanların değil, işinin ehli ve liyakat sahibi olanların hak ettiği yerlere geldiği adil bir dönemi mutlaka inşa edeceğiz.

TanHaber: Sendika yönetimi ile genel merkez arasındaki ilişki de önemli. Diyelim ki Malatya’daki üyelerin talebi ile genel merkezin yaklaşımı aynı noktada buluşmadı. Böyle bir durumda Şahin Kartal’ın önceliği ne olur? Üyenin talebini savunmak adına genel merkeze karşı farklı bir tavır ortaya koyabilir misiniz?

Şahin Kartal: Bu soru, sendikal vizyonumuzun ve teşkilat anlayışımızın omurgasını ortaya koyması bakımından son derece kıymetlidir. Öncelikle şunu net bir şekilde ifade etmek isterim: Genel merkezimiz ile şubelerimiz et tırnak gibidir, birbirinin alternatifi veya karşısı değildir. Ancak sendikacılığın varlık sebebi tabandır, üyedir. Üye yoksa sendika da yoktur, şube de yoktur, genel merkez de yoktur.

Bizim teşkilat kültürümüzde genel merkez, taşranın sesini boğmak için değil; o sesi Ankara’da en gür şekilde duyurmak ve kazanıma dönüştürmek için vardır. Dolayısıyla Malatya’daki üyelerimizin haklı bir talebi ile genel merkezin ilk andaki yaklaşımı aynı noktada buluşmazsa, Şahin Kartal’ın önceliği her zaman ve tereddütsüz bir şekilde sahanın, yani Malatya’daki eğitim çalışanlarının sesi ve menfaati olur.

Böyle bir durumda bizim tavrımız “genel merkeze bayrak açmak” veya kavga etmek gibi yapıcı olmayan bir yöntem olmaz. Bizim tavrımız, Malatya’nın haklılığını, sahanın gerçeklerini ve üyemizin talebini en güçlü argümanlarla, raporlarla ve çelikten bir iradeyle genel merkezin masasına koymaktır.

Hâlen sürdürdüğüm ilçe başkanlığı görevimde de geçmiş sendikal hayatımda da her zaman sahanın sesi oldum. Şube başkanı olduğumda bu duruşum katlanarak devam edecek. Genel merkezimize gidip; “Malatya’da öğretmenler odası bunu söylüyor, sahadaki gerçek budur ve biz şube olarak bu haklı talebin sonuna kadar arkasındayız” diyebilecek cesarete, liyakate ve teşkilat gücüne sahibiz.

Biz genel merkezin Malatya’daki noterliği olmaya değil; Malatya’daki eğitim çalışanlarının Ankara’daki gür sesi, hak arayan iradesi olmaya geliyoruz. Eğer ortada üyenin bir mağduriyeti varsa, o mağduriyet giderilene kadar Ankara koridorlarını aşındırmaktan, masaya yumruğumuzu vurmaktan ve doğrunun yanında durmaktan asla geri durmayız. Biz gücümüzü yukarıdan aşağıya değil, tabandan yukarıya doğru alan bir anlayışla bu yola çıktık.

TanHaber: Şube yönetimlerinde şeffaflık da zaman zaman tartışma konusu oluyor. Seçilmeniz hâlinde üyeler, şubenin mali yapısı, yapılan harcamalar ve alınan kararlar konusunda ne kadar bilgi sahibi olacak? Düzenli olarak üyeye hesap veren bir yönetim modeli oluşturmayı düşünüyor musunuz?

Şahin Kartal: Bu soru için özellikle teşekkür ederim. Şeffaflık ve hesap verebilirlik, bizim yönetim felsefemizin tam merkezinde yer alıyor. Eğitim-Bir-Sen, üyelerinin helal alın teri ve ödediği aidatlarla büyüyen bir teşkilattır.

Dolayısıyla, o aidatların her bir kuruşunun nereye, nasıl ve ne amaçla harcandığının hesabını üyemize vermek, bizim için sadece yönetsel bir görev değil, en başta ahlaki ve vicdani bir zorunluluktur. Bizim dönemimizde şeffaflık, sadece seçim dönemlerinde telaffuz edilen bir vaat olarak kalmayacak; kurumsal bir kimliğe bürünecektir. Şahin Kartal ve yönetimi olarak, düzenli aralıklarla üyemize hesap veren, kapıları sonuna kadar açık bir yönetim modeli inşa edeceğiz.

Seçilmemiz hâlinde bu konuda atacağımız somut adımlar şunlar olacak:

Mali Şeffaflık ve Düzenli Raporlama: Şubemizin mali yapısı, gelirleri ve yapılan harcamalar belirli periyotlarla, hazırlayacağımız şeffaflık raporlarıyla tüm ilçe teşkilatlarımız ve delegelerimiz vasıtasıyla üyelerimizin bilgisine sunulacak. Gizli saklı hiçbir harcama kalemi olmayacak. Üyemiz, verdiği aidatın kendisine hizmet, sendikal mücadele ve sosyal hak olarak döndüğünü kendi gözleriyle görecek.

Katılımcı Karar Mekanizması: Alınan kararlar sadece şube yönetimindeki kişilerin iki dudağı arasında kalmayacak.

Kuracağımız “Genişletilmiş İlçe Başkanları ve İstişare Kurulları” ile kritik kararları tabana yayarak alacağız. Şube yönetim kurulu toplantılarımızın gündemlerini ve aldığımız kararların özetlerini teşkilat içi iletişim kanallarımızla şeffaf bir şekilde paylaşacağız.

Dijital Sendika ve Açık Kapı: Gelişen teknolojiyi sendikacılığa entegre ederek, üyelerimizin şube faaliyetlerine, harcamalarına ve projelerine dair merak ettiği her şeye rahatça ulaşabileceği bir bilgilendirme ağı kuracağız.

Biz üyeden kaçan, kapalı kapılar ardında bütçe yöneten bir sendikacılık anlayışını tamamen reddediyoruz. Biz, emanetçi olduğumuzun bilincindeyiz. Üyesine hesap vermekten korkmayan, harcadığı her kuruşun arkasında durabilen, alnı açık, başı dik bir yönetim modeliyle Malatya 1 No’lu Şube’de yepyeni ve tertemiz bir sayfa açacağız.

TanHaber: Biraz da seçimin kendisini konuşalım. Bugün itibarıyla sahadaki tabloyu nasıl görüyorsunuz? Kaç delegenin oy kullanacağını biliyoruz; peki siz şu ana kadar ne kadar destek aldığınızı düşünüyorsunuz? Bu konuda ortaya koyabileceğiniz somut bir sayı veya tablo var mı?

Şahin Kartal: Sahadaki tabloyu tek bir kelimeyle özetlemem gerekirse: Değişim ve kenetlenme. Aylardır Malatya’mızın her bir köşesinde, en uzak ilçemizden en merkezdeki okulumuza kadar eğitim çalışanlarımızla ve çok kıymetli delegelerimizle bir araya geliyoruz. Açıkça ifade edeyim; öğretmenler odasından yükselen o güçlü destek ve bizlere gösterilen samimi teveccüh, sandıktan çıkacak sonucun müjdecisi niteliğindedir.

Seçimde oy kullanacak delege sayımız ve bu delege yapısının sahadaki karşılığı bellidir. Biz ilk yola çıktığımız günden beri matematiksel hesapların, “şu kadar delege cepte” gibi dar kalıpların sendikacılığına her zaman karşı durduk. Çünkü delege dediğimiz her bir arkadaşımız; eğitim camiasının iradesini, öğretmenlerimizin ve idari personelimizin hakkını omuzlarında taşıyan birer emanetçidir.

Ancak somut bir tablo ortaya koymak gerekirse; biz şu an itibarıyla şube delege çoğunluğumuzun çok büyük bir kısmıyla tam bir gönül birliği, ortak vizyon ve mutlak bir mutabakat sağlamış durumdayız. Yaptığımız birebir görüşmelerde, ilçe istişarelerimizde ve kurumlardaki buluşmalarımızda aldığımız net geri bildirimler, vizyonumuzun ve listemizin sahada ezici bir kabul gördüğünü net bir şekilde gösteriyor.

Bizim ortaya koyduğumuz somut tablo sadece rakamlardan ibaret değil; eğitimin her kademesinin ortak bir kararla Şahin Kartal ve ekibinin arkasında saf tutmuş olmasıdır.

Biz sandığa şu veya bu grubun adayı olarak değil; geçmişten bugüne getirdiğimiz teşkilat tecrübemizle, tüm delegelerimizin hakkını savunacak kapsayıcı bir iradeyle gidiyoruz. İnanıyorum ki seçim günü sandıklar açıldığında, sadece bize destek sözü veren delegelerimizin değil, sendikasının geleceği için tüm dava arkadaşlarımızın oylarıyla Malatya 1 No’lu Şube’de çok güçlü ve net bir başarı tablosu ortaya çıkacaktır. Biz sadece seçimi kazanmaya değil, seçimden sonra tüm delegelerimiz ve üyelerimizle birlikte tek yürek hâlinde Malatya eğitimini ayağa kaldırmaya geliyoruz.

TanHaber: Diyelim ki seçimi kazandınız ve görevi devraldınız. İlk 100 gün içerisinde üyelerin doğrudan fark edeceği üç somut değişiklik ne olacak? Bugünden bunları açıkça ortaya koyup üyeye bir anlamda hesap verme sözü verebilir misiniz?

Şahin Kartal: Bu soru bizim için bir seçim vaadi değil, göreve geldiğimiz an kronometreyi başlatacağımız bir taahhütname niteliğindedir. Evet, Eğitim-Bir-Sen Malatya 1 No’lu Şube yönetimini devraldığımız andan itibaren ilk 100 günde üyelerimizin doğrudan hissedeceği, hayatlarına dokunacak üç somut değişikliği bugünden ilan ediyor ve bunun sözünü veriyorum:

1. İlçe Şeffaflık Masaları ve Kesintisiz İletişim Ağı: İlk 100 gün içinde, merkez dâhil tüm ilçelerimizdeki üyelerimizin şube yönetimiyle doğrudan bağ kurabileceği, taleplerini ve idari mağduriyetlerini anında iletip takip edebileceği Dijital Üye Takip ve Geri Bildirim Sistemi’ni devreye alacağız.

Sendikayı şube binasından çıkarıp, her ilçede kuracağımız koordinasyon kurullarıyla öğretmenler odasının içine taşıyacağız. Üyemiz, şubede alınan kararları ve bütçe harcamalarını ilk 100 günün sonunda yayımlayacağımız ilk çeyrek raporuyla şeffaf bir şekilde görecek.

2. Deprem Mağduriyetleri İçin “Olağanüstü Saha ve Hukuk Masası”: Şehrimizin en büyük gerçeği olan deprem kaynaklı barınma, birleştirilen okullardaki ulaşım çilesi ve ikili eğitim mağduriyetlerini çözmek amacıyla ilk haftadan itibaren özel bir kriz masası kuracağız.

İlk 100 günde, konteyner kentlerde kalan veya uzak ilçelere gidiş geliş yapan tüm eğitim çalışanlarımızın sorunlarını tek tek raporlayıp, yerel bürokrasi ve Bakanlık nezdinde zorlayıcı bir sendikal baskı mekanizmasıyla somut iyileştirmeler elde edeceğiz. Üyelerimiz arkalarında eğilmeyen, bükülmeyen çelikten bir iradenin olduğunu hissedecek.

3. Liyakat ve Görevlendirme Takip Komisyonunun Kurulması: İlk 100 gün içerisinde, il ve ilçe millî eğitim müdürlükleri nezdinde yürütülen tüm geçici görevlendirmeleri, atamaları ve mülakat süreçlerini mercek altına alacak “Liyakat ve Adalet Komisyonu”nu hayata geçireceğiz. Gizli kapılar ardında yürütülen, ahbap-çavuş ilişkilerine dayanan hiçbir uygulamaya müsaade etmeyeceğiz. Kriterleri şeffaf hâle getireceğiz. İlk 100 gün bittiğinde, Malatya’da hiç kimse “arkamda tanıdığım yok” diye hakkının yeneceği korkusunu yaşamayacak.

Buradan tüm eğitim çalışanlarımıza ve kıymetli delegelerimize açıkça söz veriyorum: 101. gün geldiğinde bu üç somut adımı atmamış olursak, çıkıp bunun hesabını üyemize bizzat ben vereceğim. Biz makam koltuklarında vakit kaybetmeye değil, ilk günden itibaren sahnede ter dökmeye geliyoruz.

TanHaber: Son olarak seçim gündeminin biraz dışına çıkıp öğretmenlik mesleğinin kendisini konuşalım. Bizim çocukluğumuzda öğretmen toplum içerisinde çok farklı bir yere sahipti. Öğretmen sadece okulda değil, toplum içinde de örnek alınan; sözü dinlenen, duruşuyla saygı gören bir meslek mensubuydu. Bugün ise öğretmenin hem ekonomik hem de toplumsal anlamda eski ağırlığını kaybettiği yönünde güçlü bir kanaat var. Sizce öğretmenlik mesleğini bu noktaya getiren temel nedenler neler? Bu itibar kaybında eğitim politikalarının, toplumun ve sendikaların payını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve sizce öğretmenin toplumdaki saygınlığını yeniden yükseltmek için nereden başlanmalı?

Şahin Kartal: Bu anlamlı soruyla röportajı taçlandırdığınız için yürekten teşekkür ederim. Bahsettiğiniz o çocukluğumuzdaki öğretmen figürü; mahallenin, köyün, şehrin adeta kanaat önderi, bilgeliğin ve güvenin simgesiydi. Bugün maalesef öğretmenin hem ekonomik hem de toplumsal saygınlığının erozyona uğradığı, mesleki itibarının zedelendiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu acı tabloyu görmezden gelmek, geleceğimizi feda etmek demektir.

Öğretmenlik mesleğini bu noktaya getiren temel nedenleri tek bir etkene bağlayamayız; burada üç sacayağı var ve her birinin payını dürüstçe konuşmak zorundayız:

Eğitim Politikalarının Payı: Yıllarca uygulanan ve öğretmeni adeta bir “hizmet sağlayıcı”, veliyi ise “müşteri” konumuna getiren bazı yanlış yaklaşımlar bu aşınmanın en büyük nedenidir. Öğretmenin okul içindeki yetkileri budanmış, idari koruması zayıflatılmış ve her şikâyette haksız duruma düşürülebildiği bir sistem inşa edilmiştir. Ekonomik olarak da öğretmenlik, hak ettiği refah seviyesinin altında bırakılarak maalesef toplumsal statü hiyerarşisinde geriye itilmiştir.

Toplumun ve Dijital Çağın Payı: Bilginin dijitalleşmesiyle birlikte ne yazık ki bilgiye verilen değer azaldı. Bilgiyle birlikte bilginin kaynağı ve taşıyıcısı olan öğretmen de değersizleştirildi. Tüketim toplumunun getirdiği maddiyatçı bakış açısı, mesleklerin saygınlığını sadece kazandığı parayla ölçer hâle geldi.

Sendikaların Payı: Bu noktada bir öz eleştiri yaparak biz sendikaların da çuvaldızı kendisine batırması gerekir. Sendikacılık zaman zaman sadece ücret pazarlığına, siyasi kutuplaşmalara veya kurumlar arası koltuk kavgalarına sıkıştı. Öğretmenliğin entelektüel değerini savunmayı, meslek ahlakını ve saygınlığını toplum nezdinde yükseltecek vizyoner projeler üretmeyi ikinci plana ittik. Öğretmene yönelen şiddet vakalarında bile bazen cılız basın açıklamalarının ötesine geçemedik.

Peki öğretmenin toplumdaki saygınlığını yeniden yükseltmek için nereden başlanmalı?

Çözüm, itibarı sadece söylemde değil, yasal ve ekonomik güvencede aramakla başlar.

İlk olarak, yürürlükteki mevzuatın öğretmeni veli, öğrenci ve idare kıskacına alan dayatmalardan temizlenmesi; öğretmene okulda pedagojik ve idari otoritesini yeniden kazandıracak yasal güvencelerin, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun bu eksende güçlendirilmesi gibi düzenlemelerin eksiksiz uygulanması şarttır.

İkinci olarak, öğretmenlerin ekonomik refahı, toplumda “geçim derdiyle boğuşan” değil, “geleceği inşa eden müreffeh bir kitle” olarak konumlandırılacak seviyeye çıkarılmalıdır.

Biz şube yönetimini devraldığımızda sendikal olarak bu mücadeleyi en tepeye taşıyacağız. Sadece evrak takibi yapan bir şube olmayacağız; öğretmenlerimizin toplumsal algısını yukarı çekecek akademik paneller, kültür-sanat faaliyetleri ve toplumla öğretmeni yeniden buluşturan projeler üreteceğiz. Okullarda öğretmenimize yönelecek en küçük bir saygısızlıkta veya şiddet eyleminde, şubemizin tüm hukuki ve sendikal gücüyle o öğretmenimizin önünde siper olacağız.

Öğretmen güçlü olursa okul güçlü olur; okul güçlü olursa toplum güçlü olur. Biz bu zincirin ilk halkasını, yani öğretmenimizin itibarını ve saygınlığını Malatya’dan başlayarak yeniden zirveye taşımaya kararlıyız.

Bu haber hakkında ne düşünüyorsun?

Yorumlar (1)
Muhammed hoca3 gün önce

Şahin hocayı yaklaşık 1 senedir, sendikalık bir işimden dolayı tanıdım. Ama söyleyeceğim tek şey "İŞİNİ GERCEKTEN HAKKIYLA YAPIYOR". Başkan olursa daha güzel işler yapacağına inanıyorum.

Yorumlar anında yayınlanır. Hakaret ve spam içerikler otomatik olarak incelemeye alınır.