Düşmanın kim olduğunu bilirsin. Ona göre mevziini alırsın. Nereden saldıracağını tahmin edersin. Ama yanında yürüyen, omuzuna yaslanan, sofrana oturan, senin sayende makam bulan ve sonra ilk fırsatta seni sırtından vuranın darbesi hiç beklenmedik yerden gelir.
Siyasetin en büyük hastalıklarından biridir bu:
Vefasızlık!
Dün beraber yürüdüğü insanı bugün tanımayanlar...
Dün "önderim, hocam" dediğine bugün "yanlış yapmış" diyenler...
Dün sıradan bir ofiste sahipken el ayak öpmek için sıraya girip bugün onu itibarsızlaştırmak için fırsat kollayanlar... Onun bunun elini öpmekten dili bir karış nasır tutanlar... Kendine makam verenleri unutup yeni efendisinin çanağını yalayanlar.
Dün makamını borçlu olduğu insanı, bugün makamını koruyabilmek için satanlar...
Bunlar siyasetçi değildir.
Bunlar kepazekeştir!
Kepazekeşin davası olmaz. Çünkü davası olanın bedeli vardır; ahlakı vardır; vefası vardır, utanma duygusu vardır. Bedel ödemeyi göze alamayanın da davası olmaz. Sadece yalayacağı çanağı vardır. Bunlar gittikleri yerde it muamelesi görürler. O pis ağızlarıyla demokrasi derler, tek adam çanağı yalarlar. Erdem derler namussuzlarla ahşretlik kardeş olurlar. Kepazekeş işte...
Kepazekeşin ilkesi olmaz. Çünkü ilke, menfaatin bittiği yerde başlar. Oysa kepazekeş, menfaatinin bittiği yerde sadakatini de bitirir.
Kepazekeşin vefası olmaz. Çünkü vefa, makamla ölçülmez. Vefa, makamın olmadığı zamanda belli olur.
Makamdayken herkes sadıktır.
Asıl mesele, makamdan düşünce kimin yanında kaldığındır.
Güçlüyken etrafında toplanan kalabalıkların çokluğu seni aldatmasın. O kalabalığın içinde kaç tane dostun, kaç tane menfaatçinin olduğunu ancak güç elinden gittiğinde anlarsın.
Çünkü bazıları senin yanında değildir.
Senin makamının yanındadır.
Seninle yürümüyorlardır.
Senin makamının gölgesinde yürüyorlardır.
Seni sevmiyorlardır.
Sana ulaşmanın kendilerine sağlayacağı imkânı seviyorlardır.
Bunların en büyük yeteneği de budur zaten:
İnsana değil, makama sadakat!
Makama kim oturursa onun adamı olurlar. Dün senin için söyledikleri methiyeleri bugün senin karşında söylerler. Dün seni göklere çıkaran dil, bugün seni yerin dibine sokmakta hiç tereddüt etmez.
Çünkü onlar için dün ile bugün arasında fark yoktur.
Dün de menfaatleri vardı, bugün de menfaatleri var.
Sadece menfaatlerinin adresi değişmiştir.
Bunlar siyasette bir tür "döneklik mühendisliği" yaparlar. Önce güçlü olanı bulurlar. Sonra yanına yanaşırlar. Biraz övgü, biraz dalkavukluk, biraz "Siz olmasaydınız biz buralara gelemezdik" edebiyatı...
Sonra makam gelir.
Makam gelince kibir gelir.
Kibir gelince hafıza gider.
Hafıza gidince vefa gider.
Vefa gidince de insanlık gider.
İşte o zaman dün beraber yürüdükleri insanlara tepeden bakmaya başlarlar.
Oysa bilmeleri gereken şudur:
Makam insanı büyütmez. Makam, insanın boyunu ölçer.
Kiminin boyu makamdan uzundur; makam ona küçük gelir.
Kiminin boyu makamdan kısadır; makam ona büyük gelir.
Bazıları makama oturunca büyümez, sadece küçüklüğü daha görünür hâle gelir.
Siyasette makam sahibi olmak kolaydır.
Zor olan, makam sahibi olduktan sonra insan kalabilmektir.
Zor olan, dün elinden tuttuğun insanı bugün görmezden gelmemektir.
Zor olan, seni oraya taşıyanları basamak olarak kullanmamaktır.
Zor olan, makamı kaybetme korkusuyla dostunu satmamaktır.
Ve asıl zor olan, gücün karşısında eğilmemek; güç elinden gittiğinde de eğilenlerin karşısında dik durabilmektir.
Bugün birilerinin gölgesinde makam elde etmek için eğilenler, yarın başka bir gölge bulduklarında aynı hızla yön değiştireceklerdir.
Çünkü gölgeye alışanların istikameti olmaz.
Bunların pusulası yoktur.
Rüzgâr ne taraftan eserse oraya dönerler.
Dün "dava" dedikleri şeye bugün "geçmiş" derler.
Dün "lider" dediklerine bugün "siyasi figür" derler.
Dün "dost" dediklerine bugün "tanışıklık" derler.
Dün omuz omuza yürüdükleri insanları bugün hatırlamazlar.
Çünkü hafızaları yoktur.
Daha doğrusu vardır da işlerine geldiği kadarını hatırlarlar.
İşte bu yüzden siyasette insanları söyledikleri sözlerle değil, zor zamanlarda yaptıklarıyla tanımak gerekir.
Çünkü herkes iyi günde dosttur.
Herkes güçlüden yanadır.
Herkes makam sahibinin çevresindedir.
Asıl mesele, güç kaybolduğunda kim olduğundur.
Vefa, iktidarın olduğu yerde değil; iktidarın olmadığı yerde sınanır.
Sadakat, alkışların arasında değil; yalnızlıkta belli olur.
Dostluk, makam odalarında değil; makam kapıları kapandığında anlaşılır.
Ve insanlık, menfaat bittiğinde başlar.
Bütün kepazekeşlere bir sözüm var:
Unutmayın!
Bugün bir başkasını satıp makam elde eden, yarın sizi de satar.
Bugün bir başkasının arkasından konuşarak yükselen, yarın sizin arkanızdan konuşur.
Bugün vefasızlığı maharet sanan, yarın kendi vefasızlığının kurbanı olur.
Çünkü siyaset tarihi, kendi adamlarını satanların, sonunda kendi adamları tarafından satılmasıyla doludur.
İnsan ne ekerse onu biçer.
Vefa ekmeyen, vefa beklemesin.
Sadakat göstermeyen, sadakat beklemesin.
Dostunu makam uğruna satan, yarın makamını korumak için dostsuz kalmayı göze almak zorunda kalır.
Ve unutmayın:
Kepazekeşin en büyük yanılgısı, herkesi kendisi gibi sanmasıdır.
Herkesi satın alınabilir, herkesin bir bedeli var zanneder.
Oysa bazı insanların fiyatı yoktur.
Çünkü onların makamdan daha büyük bir şeyi vardır: Haysiyet!
Bazıları koltuğunu kaybeder ama kendisini kaybetmez.
Bazıları makamını kaybeder ama dostlarını kaybetmez.
Bazıları gücünü kaybeder ama istikametini kaybetmez.
İşte asıl siyasetçi odur.
Gerisi mi?
Gerisi, rüzgârın önünde savrulan kuru yaprak...
Kepazekeşlere dikkat!
Bugün sizi alkışlayanların hepsi dostunuz değildir.
Bazıları sadece sıranın kendisine gelmesini bekliyordur.
Ve unutmayın:
Koltuk değişir, makam değişir, iktidar değişir, devran değişir...
Ama insanın karakteri değişmez.
Değişiyorsa zaten karakter değildir.
Menfaattir.
Ve menfaatin siyasetteki diğer adı da şudur.
Kepazekeşlik!

