Takvimler Temmuz 2026'yı gösteriyor. Bir yıl önce "ağustos sonunda teslim" sözü verilen Malatya'daki Ahbap konutlarında depremzedeler hâlâ anahtar bekliyor. Dernek hakkında yürütülen soruşturma kamuoyunun gündemine otururken, bu dosyanın asıl sorusu bambaşka bir yerde duruyor: Bağışla dikilen bu duvarların arkasında hâlâ ev bekleyen insanlar varken, milletin emanet ettiği bu servet neden atıl bırakıldı?
Atıl Kalan Konutlar
Bu dosyada iki ayrı hat var ve ikisini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Birinci hat: Ahbap Derneği ve Haluk Levent hakkında yürütülen soruşturma, mali iddialar, MASAK incelemesi. Bu sürecin nihai kararını — ne yönde olursa olsun — bağımsız yargı verecektir. Kimse bu aşamada suçlu ya da masum ilan edilemez; bu, hukukun ve vicdanın ortak ilkesidir.
İkinci hat ise yargıyı beklemek zorunda olmayan, bugün, şu an cevaplanması gereken bir hattır: Bağışla yapılan, büyük bölümü tamamlandığı belirtilen yüzlerce konut neden hâlâ hak sahiplerine teslim edilmedi? Önündeki engel nedir? Bu engeli kaldırma sorumluluğu kimdedir?
Yargı süreci ne kadar sürerse sürsün, kararı ne yönde çıkarsa çıksın; ortada beton, çelik ve kaba inşaatı biten yüzlerce konut varsa ve bu konutlar insanlara teslim edilmiyorsa, bunun hesabı ayrıca sorulmalıdır. Çünkü bu, bir isim ya da kurum davasından önce, milletin bağışladığı bir servetin atıl bırakılması davasıdır.
Sözün Verildiği Gün
6 Şubat felaketinin enkazı daha soğumadan Ahbap Derneği bir söz verdi: Battalgazi, Arapgir ve Gaziantep'in Nurdağı ilçesinde kalıcı konutlar yükselecekti. Dernek Başkanı Haluk Levent, konutların büyük ölçüde tamamlandığını, teslimatın yalnızca ruhsat ve altyapı gibi teknik-idari süreçlere takıldığını açıklamıştı.
TanHaber olarak, yayın hayatımız başlamadan önce bireysel girişimlerle bu konuyu Ahbap Derneği'ne sormuştuk. Aldığımız yanıt netti: Ruhsat işlemleri sürüyordu, bürokratik gecikmeler vardı, ama teslimat en geç ağustos ayı sonuna kadar hedefleniyordu.
Aradan bir yıla yakın süre geçti. O sözün karşılığı olarak kamuoyuna sunulan; ne belgeli bir teslim raporu, ne güncellenmiş bir takvim, ne de tatmin edici bir açıklama oldu.
"Yüzde 99 Tamamlandı" İddiası: O Zaman Engel Ne?
Basına yansıyan bazı haberlerde, Malatya'daki konutların kaba inşaatının bitmiş olduğu belirtiliyor. Bazı basın yayın organlarında yer alan haberlere göre, projenin belirli bölümlerinde tamamlanma oranının yüzde 99 seviyesine ulaştığı öne sürülüyor. Bu rakam doğrulanmış resmi bir veri değil; basına yansıyan iddialardan biri olarak değerlendirilmelidir. Ancak eğer bu tespitler doğruysa, sorulması gereken soru daha da netleşiyor: Yüzde 99 biten bir konutu yüzde 100'e taşıyıp anahtar teslim etmek için hangi engel bir yılı aşkın süredir aşılamıyor?
Bu, ne teknik olarak, ne idari olarak, ne de vicdanen izah edilebilir bir tablodur. Çünkü bu binalar sadece tuğla ve çimento değil. Her biri, depremde her şeyini kaybetmiş bir ailenin yeniden ayağa kalkma ihtimali. Boş duran her daire; bir kışın konteynerde geçmesi, bir yazın daha dayanılmaz sıcakta uzaması, ve bağış yapan milyonlarca insanın vicdanında büyüyen bir soru işareti demek.
Bu artık Ahbap'ın iç işleyişiyle sınırlı bir mesele değil. Halkın parasıyla yükselen, depremzedenin barınma hakkıyla doğrudan kesişen bu yapıların akıbeti, ilgili her kurumun sorumluluk alanına giriyor.
Ahbap'a Güncel Olarak Yeniden Ulaşıldı mı?
TanHaber olarak bu haberin hazırlanma sürecinde Ahbap Derneği'nden yeniden bilgi talep edildi. Haber yayına hazırlandığı ana kadar dernekten yeni bir açıklama paylaşılmadı. Ahbap Derneği veya ilgili kamu kurumlarının konuya ilişkin yapacağı her açıklamaya sayfalarımız açık olacaktır.
Yargı Ayrı, Vicdan Ayrı, Teslimat Ayrı
Konut tartışmasının gölgesinde bir de soruşturma yürüyor. Basına yansıyan bilgilere göre İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bağış hesaplarını, para transferlerini, MASAK raporlarını ve bazı mali işlemleri mercek altına almış durumda. Gözaltı ve tutuklama haberleri kamuoyuna yansırken, ilgili kişiler hakkındaki iddialar yargının değerlendirmesinde.
Burada gazetecilik etiğinin en temel ilkesini hatırlatmak gerekiyor: Kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan hiç kimse suçlu ilan edilemez. İddia ağırdır, ama iddia hükme eşit değildir.
Ama şunu da açıkça söylemek gerekir: Yargı süreci, konutların teslim edilmemesinin mazereti olamaz. İki mesele aynı anda ilerlemek zorundadır — biri adliyede, diğeri şantiyede. Mali iddiaların sonucu ne olursa olsun, kaba inşaatı biten bir konutun hak sahibine teslim edilmemesi için hukuki hiçbir gerekçe yoktur; olamaz. Bu iki sürecin birbirine bahane edilmesi, hem hukuken hem vicdanen kabul edilemez.
Güven, Tek Taraflı Aşınmıyor
Toplumun yardımlaşma ve bağış kültürüne duyduğu güven, kırılgan bir sermayedir. Ve bu güvenin aşınması tek bir kaynaktan gelmiyor.
Ahbap ve Levent hakkındaki mali iddialar bu güveni sarsıyorsa — ki sarsmaktadır — aynı şekilde, bağışla yapılmış, tamamlanmaya yakın konutların yıllarca atıl bırakılması da aynı güveni, aynı ölçüde, belki daha derinden yaralamaktadır. Çünkü insanlar bir davanın sonucunu değil, evine kavuşacak bir komşusunun, bir akrabasının, bir hemşehrisinin haberini bekliyor.
Bu nedenle kusur burada tek bir isme indirgenemez. Konutların teslim edilememesinde ihmali, gecikmeyi ya da sorumluluk kaçışını kim yaşatıyorsa — ister dernek yönetimi, ister ruhsat sürecini geciktiren bir kurum, ister koordinasyonu sağlamayan bir idare olsun — o kişi ya da kurum da tıpkı mali iddiaların hedefindeki isimler gibi, toplumun dayanışma ve güven duygusuna zarar vermektedir. Bu sorumluluk paylaşılamaz, ertelenemez ve sessizlikle geçiştirilemez.
Asıl Soru: Kim, Ne Zaman Çözecek?
Bugün manşetlerde isimler, iddialar, soruşturma detayları var. Ama bu dosyanın en kırılgan noktası değişmiyor: Asıl mağdur, hâlâ evine kavuşmayı bekleyen depremzede.
Sorulması gereken tek soru "Ahbap ne yaptı?" değil. En az onun kadar acil olan soru şu: İlgili kamu kurumları, teslimatı engellediği söylenen bürokratik düğümü çözmek için neden masaya oturmuyor?
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, AFAD, TOKİ, valilik, belediyeler ve ilgili altyapı kurumları bir araya gelip şu soruları yanıtlamalı:
- Teslimata engel olan somut eksikler nelerdir?
- Bu eksikler hangi kurumun sorumluluk alanındadır?
- Tamamlanma takvimi nedir, hangi tarihe kadar bitecektir?
- Hak sahipleri kimlerdir, teslimat hangi kritere göre yapılacaktır?
Eğer teslimatı engelleyen sorunlar yalnızca ruhsat, doğalgaz, altyapı veya geçici kabul işlemleriyse, bu süreçlerin hangi aşamada olduğu ve neden tamamlanamadığı kamuoyu ile açık biçimde paylaşılmalıdır.
Yüzde 99 seviyesine geldiği öne sürülen konutların uzun süre boş bekletilmesi sıradan bir idari aksaklık olarak görülemez. Bu durum, bağışçı iradesi, kamu kaynaklarının etkin kullanımı ve depremzedelerin barınma hakkı açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır. Ortada duran şey; kilit vurulmuş kapılar ardında bekleyen, milletin alın teriyle, kumbarasıyla, tek celp bağışıyla yükselttiği bir servettir. Bu servetin bir yıldır rüzgâra ve toza terk edilmesinin hesabı sorulmalıdır.
Rakam, Belge, Takvim
İnsanlar afet döneminde sadece para bağışlamadı; güvenini, umudunu, dayanışma duygusunu da emanet etti. Kamuoyunun beklentisi yalnızca adli sürecin sonucu değil. Ahbap Derneği, ilgili bakanlıklar ve yerel idareler, ortak ve belgeli bir açıklama yapmak zorunda:
- Projeler için toplanan ve harcanan bağış miktarı ne kadar?
- Her ilçede kaç konut planlandı, kaçı bitti, kaçı teslim edildi?
- Teslim edilmeyen konutların önündeki somut engel nedir?
- Hangi kurum, hangi tarihe kadar, neyi tamamlayacak?
- Hak sahipleri anahtarını ne zaman alacak?
Şeffaflık, kriz anında savunma refleksiyle yapılan açıklama değildir. Şeffaflık; rakamla, belgeyle, takvimle ve üstlenilmiş sorumlulukla inşa edilir. Deprem bölgesinde güvenin yeniden kurulması da ancak bu açıklıkla mümkün olur.
Bu analizin amacı hüküm vermek değil. Hukuki sorumluluk bağımsız yargının işi; suç ya da kusur varsa mahkeme kararıyla ortaya çıkacak. Yargı, kendi zamanında, kendi usulünce kararını verecektir.
Ama yargının vereceği kararla sınırlı olmayan, ondan bağımsız olarak bugün cevaplanması gereken bir soru var: Bir yıl önce "ağustos sonunda teslim" denilen Malatya'daki Ahbap konutları, bugün neden hâlâ depremzedelerin kullanımında değil? Bu konutları, bu milli serveti, kim, hangi engeli göstererek atıl bıraktı?
Depremzedeler artık yeni vaatler değil, evlerinin kapısını açacak anahtarı bekliyor. Ve unutulmamalıdır ki, mali iddialarla toplumun güvenini sarsanlarla; elindeki imkânı, sorumluluğu ya da yetkiyi kullanmayarak bu konutları atıl bırakanlar, aynı güveni, aynı yardımlaşma duygusunu zedelemektedir.
Bu nedenle cevap bekleyen soru artık yalnızca Ahbap'ın değil, sürecin içinde yer alan tüm kurumların ve kişilerin cevaplaması gereken bir kamu sorusudur.

